1. Hamileliğim   : 2000 yılında evlendim eşimle… Evliliğimizin ilk yılları bebek düşünmüyorduk. 2003 yılıydı… İlk aydan hamile olduğumu sağlık ocağında öğreniyoruz şaşkınlıkla. Ben artık adapte olmaya çalışıyorum yeni durumuma. Hemen doktora gitmiyoruz, benim de ara ara lekelenmem oluyor. Sonunda eşimle Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesine gidiyoruz. Hemen yatış yapıyorlar. 7 haftalık olmamıza rağmen 5 hafta görünümünde gebelik. Hiç kalp atışı duyulmuyor, bir müdahalede yapılmıyor. Yavaş yavaş leke kanamaya dönüşüyor. Bu sırada çok kötüyüm. Fakültede psikolog çağırıyor. Bebeğim kürtaja gerek kalmadan düşüyor. Anneler Günü’nde hastaneden bayan doktorun  hasta annelere verdiği bir tane gülle ayrılıyoruz…

2.Hamileliğim :  Yeniden anne olmak  istiyorum. Doktor, 3 ay beklemezi söylüyor. İlklerde olabilir diyor, fakültedeki doktorlar gibi test istemiyor benden. 3 ay geçiyor ben hemen yeni bir bebek istiyorum ama olmuyor. Bu süreçte hamile kedi görsem ağlıyorum. Meğer yara oluşmuş. Tedavi oluyorum. Birkaç ay sonra tekrar hamile kalıyorum. Yine lekeler, yine gözyaşları, bu da gidecek korkusu… 3 ayı atlatıyoruz sonunda. Sonra okul tatil oluyor, evde dinleniyorum, yormuyorum kendimi… 29 artılarda Edirne’den İstanbul’a gidiyoruz. Orada, ishal, kusma ve karın ağrısı…

Apar topar gidiyoruz Haydarpaşa Numuneye. Koridorda kolumda serumla yatırıyorlar sedyeye. Arada ağrım oluyor. Barsak enfeksiyonu diyorlar, serumla geçiştiriyorlar. Sabah Validebağ Öğretmen Hastanesi’ne gidiyoruz, NST’de sancı çıkınca hemen Zeynep Kamil’e gönderiyorlar. 29 + 4’üm. Doktor, 4 cm açılma var doğum başlamış diyor. Ciğer geliştirici yapılıyor bebek için. Tokoliz, antibiyotik tedavisi.  11 gün yatıyorum hastanede doğmuyor oğlum. 35. haftaya dek yatıyorum evde. Eşim bana sürprizler yapıyor; salonun ortasına çiçekleri getiriyor, piknik yapıyoruz evde herkes dışarıda yaz sıcağında eğlenirken. 35. haftadan sonra Edirne’ye dönüyoruz. Doktorum mucize diyor, bu açıklıkla bu bebek nasıl durmuş bunca ay. 38. haftaya girdiği gün nişanım geliyor. Normal başlayan doğum, benim korkularım nedeniyle  sezaryene dönüyor.

3.Hamilelik :  Yıl 2009. Eşim doktorasını bitirip  İstanbul’dan Edirne’ye döndükten bir yıl sonra  yeniden bir bebeğimiz olsun istiyoruz. Yine lekelenmeler, yine ilaçlar… O arada Hatay’a taşınıyoruz. Yeni okul, yeni ev, yeni şehir, oğlumun yeni okulu, bulantı, lekelenme perişanım. Öyle böyle zaman geçiyor, bulantılar 20’li haftalarda azalıyor. 24. haftada doktorumdan Nevşehir’e gezi için izin alıyorum. İki gün sonunda döndüğümüz  gece hemen eşimin öğrencilerinin mezuniyetine katılıyoruz. O hafta yine ağır bir tempo. Sabaha karşı kanamayla hemen hastaneye gidiyoruz. İki gün sonunda doktor taburcu ediyor beni.  O gece maalesef suyum geliyor birden ve ambulansla hastaneye gidiyorum henüz doğmasın daha çok erken nidaları içinde. Ciğer geliştirici yapılıyor, tedavi uygulanıyor. Doktor 24. haftadan önceki bebeklere müdahale etmeyin derler bize diyor. Suyum sızıyor ama bebek yaşıyor. Ben ümitleniyorum doğmayınca…

48 saat sonunda hafif bir ağrım oluyor 22.00’da. Tarih 22 Haziran 2010 . Doktoru arıyorlar ve 7 cm açıklık. Doğumhaneye gidiyorum. Eşim yanımda… 10 dakikada 2-3 ıkınma sonrası inceden bir bebek ağlama sesi. Çocuk doktoru başımızda, hemen alıyorlar oğlumu yeşil bir örtüye sararak. Sadece ayaklarını görebiliyorum ve bana anestezi veriliyor… Uyandığımda yataktayım ve sabahın 5’i. Hemen oğlumu soruyorum, yaşıyor diyorlar. Eşimle bakmaya gidiyoruz. 3-4 bebek var ama en miniği bizimkisi. 800 gram minyatür bir bebek. Eli ayağı kıpır kıpır. Ağzında hortum, bir sürü kablo var vücudunda. Kritik tabi durumu. Doktor, yaşarsa görmeyebilir, duymayabilir, yürümeyebilir, hepsi de olabilir, hiçbiri de olmayabilir diyor. Eşimle konuşuyoruz. Yeter ki yaşasın diyoruz… Biz onun eğitimi için nereye gitmemiz gerekirse gideriz, yeter ki yaşasın! Makine kiralıyoruz, anne sütü istiyorlar… 27 Haziran gecesi bir kabusla uyanıyorum. Büyük bir akvaryumda, irili ufaklı balıklar yüzüyor. Birisi, yavru balıklar can çekişiyor alalım mı diyor. Alıyorlar yavru balıkları akvaryumdan. Sabah çocuk doktorundan öğreniyoruz acı haberi. Cenaze töreni yapılıyor, cennete uğurluyoruz oğlumuzu.

4. Hamilelik : Oğlumu kaybettikten sonra  doktor  protein S ve C tahlili dışında bir şey istemiyor. Rahim filmi, histeroskopi çekiliyorum 3 ay sonra. Bir sorun olmadığını poliplerimin olduğunu, onu da aldığını söylüyor.  Bir de 8’lik hegar buji ile ölçüm yaptığını, sonraki gebelikte serklaj olmam gerektiğini söylüyor. Bu arada fakültede pıhtılaşma testlerimi yaptırıyorum. Mthfr c677t homozigot, protrombin heterozigot çıkıyor. 2011 yılı martında yine hamile olduğumu öğreniyorum. Hemen iğneye başlıyoruz. 7. haftaya dek kullanıyorum iğneleri. Fakülteye gidiyorum doktor bebeği karından göremiyor, vajinal bakıyor ama yok kalp atışı. Bir hafta bekleyelim diyor, olmazsa kürtaj. Bir hafta sonra doktorun vajinal verdiği hapla Anneler Günü gecesi kanamam başlıyor. Söylememe rağmen kanamamı, ultrasonla bakmadan kürtaj yapılıyor. Yine bir hüsran benim için. Genetik sonucu geliyor. Sonuç 46 xx yazıyor.

Doktorlar “Sağlıklıymış Bebek” diyor, fakat “Koryon Villusları izlenmemiştir.” ayrıntısını atlayarak… İstanbul’a gidiyorum. Rahim ağzı uzunluğumun doğuştan kısa olduğunu, yeni gebelikte serklaj olmam gerektiğini öğreniyorum. Doktor, bebeğin genetik sonucuna bakıyor ve “Koryon villusları izlenmemiştir.” ifadesine göre genetik sonucun bebeğe değil bana ait olduğunu söylüyor. Eşim ve benden genetik ve birkaç test daha istiyor. Eşimde 47 xyy mozaiklik çıkıyor. O süreçte tahlilleri isteyen doktorla iletişime geçemiyorum. Hatay’daki doktorum Doç.Dr. Arda Lembet’i öneriyor. Tam bir saat 20 dakika görüşüyoruz. Bu arada,  yumurta rezervim için AMH testi istiyor. Benim değerim menopoz sınırında çıktığı için ve eşimin de genetik sonucuna göre PGT’li tüp bebeğe karar veriyoruz.

5.Hamilelik :  Ocak 2012 de PGT’ li tüp bebek deniyoruz. Rezervim az. 7 yumurtadan 6’sı dölleniyor, 5 tanesi 3. güne gidiyor. Hücre alınıp inceleniyor. 2 sağlıklı, 2 sağlıksız 4 embriyomun sonucu geliyor ama 5. gün gelişimleri durduğu için transfer yapılamıyor. Ama 2 ay sonra doğal yoldan yeniden hamile olduğumu öğreniyorum.  Yine lekelenmeler, kan sulandırıcı iğneler. 9+3’te kanam başlıyor, parçalar düşüyor. 20 gün Hatay’da hastanede yatıyorum. Doktorum, Arda Bey’in yönlendirmesiyle tedavi uyguluyor.
12. haftada İstanbul’a gidiyorum Arda Bey’e.  12+3’te rahim ağzı uzunluğum 2 cm ölçülüyor. 13. Haftada ise 1.8 cm. Arda Bey ve ekibi “Laparoskopik Abdominal  Serklaj” kararı veriyor. Serklaj öncesi yapılan tahlillerde CRP değerim biraz yüksek çıktığı için tedavi oluyorum. Sonrasında tam 3.5 saat süren bir serklaj. Maalesef, büyük oğlumdaki sezaryen dikişim mesaneme yapışmış serklaj sırasında ve bu yapışıklığı ayırmışlar. Bir hafta sonda takılı kalıyor.

Kontrole gittiğimde amniyo sıvısının sızmış olduğunu öğreniyoruz. Yine dünya başımıza yıkılıyor. Ardından ümitsizlik… Arda Bey son olarak keseye  su ekleyecek ama pek de ümitli görünmüyor. Çok şükür kese kendini tamir ediyor ve sıvı yeniden toplanıyor. Bu seferde Dörtlü tarama testinde 10 da 1 Down Sendromu riski çıkıyor. Ultrasonda bulgu olmadığını söylüyor Arda Bey. Amniyosentez istemiyoruz ne olursa kabulümüz diyoruz. 15 günde bir bazen haftada bir kontrollerle öyle böyle zaman geçiyor 36+4’ e  oğlum Ahmet Arda’nın doğduğu güne geliyoruz:

“Gece uyku uyamadım, belimde hafif bir ağrı vardı ama bu aylarda bunların normal olduğunu düşündüğüm için aklıma başka bir şey de gelmedi açıkçası. Nitekim kasılmam yoktu, suyum gelmemişti, kanamam olmamıştı. 11.15’te randevum vardı.  NST’ye girdim. Hemşire hanım, kasılmanız var dedi. Arda Bey geldi “Sabah ne yedin?”  dedi gülümseyerek. Ben de sandım ki aç karna geldiğimi anladı da kızacak bana. Muayene oldum. Rahim ağzında 3 cm e yakın açılman var dedi. Bugün doğum olabilir. Gülümseyerek dediği için ben şaka yapıyor sandım, işin ciddiyetinde değildim hala. Dedim ki “Olmaz 24 Kasımda istiyorum ben öğretmenler gününde. Hem yay olsun burcu, hem 38 haftalık olsun. Arda Bey hala gülüyor! Diyorum hem eşim yok, hem daha bebek şekeri sepetim gelmedi. Yine gülüyor Arda Bey! Tekrar NST’ ye gönderiyor ama ben hala şüphelenmiyorum. NST’de düzenli sancı çıkıyor. Arda Bey bu sefer kan sulandırıcıyı ne zaman olduğumu soruyor. Hemen doğuma alıyor. Ağlamaya başlıyorum, eve gideyim işlerim var diyorum; “Olmaz, sezaryen dikişine ve rahime bir şey olur kasılmaların var, seni gönderemem.” diyor. Ağlamaya devam ediyorum eşim de yok…

“Ekip burada bir aksilik olursa hemen müdahale ederiz” dediğini çok iyi hatırlıyorum Arda Bey’in. Eşimi arıyorum, arkadaşlardan bir iki kişiyi çeviriyorum heyecanla. O telaş içinde ne yaptığımı ne dediğimi bile hatırlamıyorum. Doğum katında odamı seçiyorum. Damar yolu açıyorlar. Hemşire 12 numaralı odanın manzarası güzel diyor… Önlük giydiriyorlar, doğum fotoğrafçısı istiyorum, geliyor. Doğru doğumhaneye! Hemen anestezi doktoru geliyor, Arda Bey geliyor, anestezi veriyorlar. Sonrasını hatırlamıyorum…
Kata çıkmadan ayılıyorum. Sonra doğru kata, bebeğim beni bekliyor. Bakıyorum, anestezi etkisiyle yarım yamalak bir şeyler diyorum. Bebeğime bakıp “Seni bana veren Allah’a şükürler olsun” diyorum. Kendime gelince, bu sefer tekrar tekrar bakıyorum bebeğime. Burnuna, ensesine, el içine bakıyorum normal görünüyor. Ama çocuk doktorundan duymadan rahatlamayacağımı biliyorum. Çok şükür doktor bebeğimizin sağlıklı olduğunu söylüyor. Bebeğimiz 3. 700 gram, 53 cm. İsmini Ahmet Arda koyuyoruz vefa nişanesi olarak. Akşam üzeri Arda Bey geliyor. Prematüre Haftası nedeniyle ertesi gün röportaj yapılıyor bizimle…Allahım, oğluma ve hepimizin evlatlarına uzun ömür versin hamilelerin doğumunu en az benimki kadar güzel eylesin, hamilelik bekleyenlere de tez zamanda nasip etsin…

2015 yılındayız ve ben tekrar hamileyim, 14 haftalık…Antakya’dayım ve doktorum Doç.Dr.Arda Lembet için İstanbul’a gidip geliyorum… Oğlumun çok sağlıklı olduğunu söyledi Arda Bey bana 🙂