Meme Kanseri

MEME KANSERİ

Meme kanseri, üreme çağındaki kadınlarda görülen kanserler içinde ön sırada yer almaktadır. Meme kanseri tanısı alan kadınların % 15’i bu tanıyı 45 yaşından önce almaktadır. Bu da üreme çağında meme kanseri ile karşılaşma ihtimalinin azımsanamayacak ölçüde olduğunu ortaya koymaktadır. Son yıllarda kanser tanısı alan genç yaştaki kadın sayısında artış izlenmektedir. Bunun yanı sıra özellikle son 30 yılda kanser tedavilerinin başarı oranlarında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.  Buna bağlı olarak sağ kalım oranlarında önemli iyileşmeler izlenmektedir. Nitekim tüm kadınlar için 5 yıllık rölatif canlı kalım oranları % 56’lardan % 65’lere yükselmiştir. Bunlar arasında özellikle meme kanserinin 5 yıllık canlı oranı % 90’lara yaklaşmıştır.

 

Bu hastalığın kemoterapi ile tedavisi sonrası üreme fonksiyonu önemli ölçüde etkilenmektedir. Over dokusunda, kemoterapiye bağlı germ hücre sayında geri dönüşümü olmayan biçimde izlenen kayıp genç yaştaki kadınların prematür over yetmezliğine girmesine ve üretkenliklerini kaybetmesine neden olmaktadır. Onkologlar en etkin tedaviyi uygulayarak canlı kalımı arttırmaya yönelik çabalara odaklanırken, kanserden kurtulanların sayısının artması ile birlikte artık dikkat, yaşam kalitesini arttırmaya yönelik önlemlere kaymaktadır.  Genç yaşta meme kanserine yakalanıp kurtulan bir kadın için de yaşam kalitesinin artması ileride bir çocuk sahibi olabilme ile ölçülebilir.

 

Eski yıllarda meme kanserine yakalanmış bir kadın için gebelik planlaması uzak bir düşünce iken günümüzde artık bu hastalarda gebeliğe izin verilmekte ve çocuk sahibi olabilmelerinin önü açılmaktadır. Fakat hastaların cerrahi sonrası gördükleri kemoterapi, over fonksiyonunu sonlandırarak bazen bu şansın kaçmasına neden olabilmektedir.

 

Meme kanserinin cerrahisinin ardından kemoterapinin başlamasından önce hastaların önünde 6 haftalık bir süreç vardır. Bu süreç içerisinde hastanın üretkenlik potansiyelinin korunması için mevcut seçenekler üç tanedir. Eğer hastanın bir eşi var ise, yumurtaların elde edilerek tüp bebek yöntemi ile döllenmesinin ardından oluşan embriyoların dondurulup saklanması; eğer hasta genç ise veya bir partneri yok ise elde edilen yumurtaların herhangi bir sperm hücresi ile döllenmeden dondurulup saklanması ya da hastanın primordial foliküllerini ihtiva eden yumurtalık dokusunun kemoterapiden önce cerrahi olarak elde edildikten sonra dondurulup saklanması.

Bu uygulamalar içinde embriyo dondurulması oldukça etkin ve sonuçları yıllardır izlenen klinik uygulamada yeri oturmuş ve yerleşmiş bir uygulamadır. Fakat oosit dondurma ile over dokusu dondurulması henüz halen deneysel aşamada olan uygulamalar sınıfına dahil edilmelidirler. Kanserli hastada fertilitenin korunması amacı ile dondurulan oositlerin sonraki yıllarda çözünmesi ile elde edilen gebelikler artık literatürde yayınlanmaya başlamıştır. Bu da oosit dondurmasının özellikle de son yıllarda kullanımı giderek artan vitrifikasyon yöntemi ile birlikte deneysel safhadan hızla çıkıp hastalara önerilebilecek gerçekçi bir alternatif olacağını ortaya koymaktadır.

Bir Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir